İnsanlar çevrelerinde gelişen ve nedenini çözemedikleri olayları birtakım dinsel nedenlere bağlamışlardır, bunun sonucunda da ortaya sayısız Tanrı ve Tanrıça çıkmıştır. Mevsimlerin değişmesi, güneş, rüzgâr, yağmur, gök gürültüsü ve deprem...
moreİnsanlar çevrelerinde gelişen ve nedenini çözemedikleri olayları birtakım dinsel nedenlere bağlamışlardır, bunun sonucunda da ortaya sayısız Tanrı ve Tanrıça çıkmıştır. Mevsimlerin değişmesi, güneş, rüzgâr, yağmur, gök gürültüsü ve deprem gibi doğa olayları; savaş, barış, kıtlık ve hastalık gibi insan elinden çıkan etmenler, Tanrıların insanlara verdiği bir nimet veya ceza olarak algılanmıştır. Doğadaki nesneler, Tanrı ve Tanrıçalarla özdeşleştirilmiş ya da dolaylı olarak ilgisi olduğu düşünülmüştür. Örneğin paganlık döneminde gök gürültüsü ve şimşekler Zeus’la, savaşlar Ares’le, barışlar ise Athena’yla ilişkilendirilmiştir.
Zaman ilerledikçe ortaya yeni dinler çıkmaya başlamış ve insanlar bu farklı gördükleri inanç sistemlerinin peşinden gitmişlerdir. İlk önce Hz. Musa ile başlayan Yahudilik,Filistin’den başlayıp tüm dünyayı etkilemiş ardından kendisini Yahudiliğin bir reformisti olarak gören Hz. İsa aynı topraklardan çıkarak tüm eski dünyaya Hristiyanlığı yaymıştır.
Hristiyanlığın yayılmasında bir köprü vazifesi gören ve bu yeni inancın ilk etkileşime geçtiği yer Anadolu topraklarıydı. İsa çarmığa gerildiğinde peşinden giden ve ona sadık olan sadece 12 Havarisi bulunuyordu. Hristiyanlığın yayılmasında işte en önemli rolü bu havarilere oynamış ve bu yeni peygamberin mesajını zengin,fakir,köle ya da efendi ayırt etmeden tüm insanlığa iletmişlerdir.
Hristiyan inancına mensup kişiler 4. Yüzyıla kadar çok fazla zulüm görmüş ve ibadetlerini gizli olarak yapmışlardır. O zaman bile “kutsal topraklara” gitmek için hiçbir tehlikeden kaçınmamışlardır. Hristiyanlığın doğduğu ve peygamberin anılarının yaşatıldığı belki de onunla manevi olarak iletişime geçildiği topraklara “Hac ziyareti” yapmak günümüzde olduğu kadar o dönemde de çok popülerdi.
Hacılık sadece kutsal toprakları ziyaret ederek yapılmıyor, Hristiyanlık için can vermiş şehitler, azizler ve Yeni Ahit’te adı geçen Meleklere adanmışmekânları ziyaret ederek de uygulanıyordu. İşte bu mekânların en yoğun olduğu bölge Hristiyanlığın ilk etkileşime geçtiği Anadolu topraklarıydı.
Anadolu, o zamanlar Bizans dönemi boyunca daimi ve sık hacı akınına uğrayan bir konumdaydı. Din adamı grubundan olsun olmasın, hacılar ticaret ve ruhani yolda ilerleme hazzının birleştiği merkezlerde toplanırdı.Bunun dışında yerel halkın sevgisini kazanmış daha küçük mabetler grubu vardı ki bugün onların pek azını biliyoruz. Bu mütevazı köylü halk büyük ihtimalle her dönemde ve her bölgede hacıların çoğunluğunu oluşturuyordu. Uzun yollar kat eden yüksek kademelerdeki insanlar gibi onlar da imanlarını yenilemek, dua etmek ve özellikle şifa arayışı için geliyorlardı. Her ne kadar bu antik dönemlerin parlak imajı tekrarlanamasa da, belgeler her ne kadar kusurlu olursa olsun bize şunu söylüyor; hacılık Hristiyanlığın ortaya çıktığı ve Bizans döneminde geliştiği tarihi boyunca hatta daha sonra bile, bireylerin ve halkların hayatlarının önemli bir parçasını oluşturmuştur.
Tezimin ana konusu olan Phrygia Bölgesi’nde yer alan hac merkezleri, tüm bu hacılık faaliyetleri göz önüne alınarak oluşturulmuştur. Hac nedir? Hacı kime denir? Hac yerleri nasıl oluşur? Gibi sorulara cevap bularak başladığım incelememin son kısmını Phrygia bölgesinde hac merkezi olarak ziyaret edilen yerler, Phrygia bölgesinin azizleri ve bölgeyi tanımlayan haritalar ve resimlerle sonlandırdım.